19 Kasım 2007 Pazartesi

Cinsel soğukluk korkutmasın !


Cinsel soğukluk korkutmasın !Cinsel ilişkiyi acı ile bütünleştiren kadın, zamanla cinsel ilişkiden kaçmaya başlar.



19 Kasım 2007 09:31
--------------------------------------------------------------------------------
İlk cinsel denemede bakire olan kız kızlık zarı yırtılması sebebiyle biraz acı duyar, şefkat ve sevgiyle yaklaşım bu acıyı azaltabilir. Sabırsızlık, kaba davranışlar, bencil hareketler, cinsel birleşiminin acıdan başka bir şey vermediği inancı belirmeye başlar. Bu inanç kadında korku duygusunu geliştirir. Aynı zamanda erkeğin cinsel yetersizlikleri, cinsel bilgisizliği, yetersiz sertleşme, erken boşalma, cinsel soğukluğun sebebi olarak karşımıza çıkabilir.

Cinsel ilişkiyi acı ile bütünleştiren kadın, zamanla cinsel ilişkiden kaçmaya başlar. Toplumsal baskılar, cinselliğin çocuk doğurma ile belgelendiğine inanılması kısa sürede aile ve çevreden baskıların gelmeye başlaması, derin bir ruhsal şok yaşama ve evliliğin bitmesi tehditleri ortaya çıkmaya başlar. Bu süreçte çaresiz kalan çiftler arayış içine girerler. Öncelikle cinsel yeterlilik sınavı gibi algılanmasına karşın, yine de çiftler birbirlerini suçlayıcı davranabilirler. Çiftler tedaviye birlikte karar vermeli, ilgili sağlık kuruluşlarına ve uzman doktorlara başvurmalılar. Tedaviye sonuna kadar inanmalı ve utanarak bırakmamaları gerekir.

Tıbbi olarak sağlıklı oldukları, sorunlarının psikolojik kökenli olması çiftleri hem rahatlatmalı. Ayrıca psikiyatrik ve psikolojik yardım almayı kabul etmeliler. Psikolojik kökenli cinsel soğukluk tedavilerinde psikoterapi uygulamalarının faydaları yadsınamaz.

"Evliliğimizde cinsel ilişki sırasında acı duymam nedeni ile sorunlar yaşıyoruz. Eşimi çok seviyorum fakat o boşanmak istediğini sıklıkla tekrarlıyor, bize ne önerirsiniz." Rumuz / A.Ş.

Öncelikle jinekolojik muayene sonrasında eşiniz ile birlikte psikolojik yardım alarak bu sorunlardan kurtulabilirsiniz. Mutlu bir beraberlik sürdürmeniz için engel kalmaz. Boşanmak çözüm değildir.

"Sayın doktor. Eşim annesi tarafından şiddet uygulanarak büyütülmüş, cinsel ilişkiyi pis ve ayıp olarak yorumluyor, ona yaklaşmama dahi izin vermiyor sizce ne yapmalıyım?" Rumuz / S.A.

Sorununuzun cinsel eğitimsizlik üzerine olduğunu çözmeniz, ilk yaklaşım için önemli, ona sevgi ile yaklaşın. Cinsel ilişkiye girmekte aceleci ve kaba davranmayın, içten ve yanında olduğunu hissetmesi sorunlarınızın çözümü için önemli bir adım olacaktır.

Takvim

Sivilce deyip geçmeyin


Sivilce deyip geçmeyinUzmanlar, sivilcenin tedavisinin doktor kontrolü ile yapılması gerektiği konusunda uyardı.



19 Kasım 2007 10:16
--------------------------------------------------------------------------------
Uzmanlar, genellikle 12-24 yaş arasında ve bazen 40 yaşlarında bile görülebilen sivilcenin (akne) hastanın yüzüyle oynaması, kaşıması ve sıkmasıyla ciltte kalıcı izler bırakabileceğini belirterek, sivilcenin tedavisinin doktor kontrolü ile yapılması gerektiği konusunda uyardı.

Bartın Devlet Hastanesi Dermatoloji Kliniği Deri ve Zührevi Hastalıklar Uzmanı Dr. Gülçin Aykanat, deride bulunan yağ bezlerinin hastalığı olan sivilcenin (akne) hafife alınmaması gerektiğini vurguladı. Yüz, göğüs, sırt bölgesi ve kollarda sıkça görülen sivilcenin erken tedavi ile iz ve leke kalmasını engelleyerek, kişiye daha iyi bir görünüm kazandırmanın amaçlandığını belirten Aykanat, "Daha çok 12-24 yaşlar arasında beliren hastalık, 40'li yaşlarda da görülebilmektedir. Akne oluşumunda ciltte bulunan bakteriler, iltihabi reaksiyon, yağ bezi hücrelerinin sayıca artması ve birbirlerine yapışmaları gibi 4 faktör etkilidir. Açık-kapalı komedonlar (siyah-beyaz noktalar), papüller (kırmızı kabarıklıklar), püstüler (iltihaplı sivilceler), kist ve nodüller, sebumun gelişimini sağlar. Kişinin yüzüyle oynaması, sıkması, kaşıması, iz kalma riskini artırır. Akne uzun süren bir hastalıktır, dolayısıyla uzun sürebilecek tedavi gerektirir. Akne tedavi edilmezse iz kalma riski artar" dedi.

Bartın Devlet Hastanesi Deri ve Zührevai Hastalıklar Uzmanı Dr. Gülçin Aykanat, aknenin deri hastalığı olduğunu ve tedavisinin cilt hastalıkları doktoru tarafından yapılması gerektiğini ifade etti. Dr. Aykanat, "Akne vulgaris, infantil akne, akne konglobata, pomad aknesi, deterjan aknesi, akne rosasea, tropikal akne, meslek aknesi, endokrin akne ve akne ekskoriye gibi çeşitliliği bulunan sivilcenin pek çok kişi tarafından bir hastalık olarak görülmemesi, akneli hastaların doktor olmayan kişilerce değerlendirilip yanlış uygulamalara maruz kalmalarına neden olmaktadır. Sonuç olarak hastalar, uzman hekimlerin karşısına oluşmuş izlerle ve/veya iz bırakma eğilimi gösteren aknelerle çıkmaktadır. Topikal (harici) ilaç tedavisi, oral (ağızdan) ilaç tedavisi, ısı ve ışık yöntemleri ile tedavi edilebilir. İlaç tedavisi kişiye göre değişir.

Bu nedenle arkadaştan, komşudan ilaç tavsiyesi almak yanlıştır. İlaç seçimini uzman hekim, hastanın yaşına, cinsiyetine, sivilcelerin şiddetine, yaygınlığına göre yapar" şeklinde konuştu.

Dr. Gülçin Aykanat, sivilce tedavisinde en önemli etkenlerden birisinin de tedavi süreci içerisinde belirli aralıklarla kontroller gerektiği olduğunu kaydetti

Kanserden nasıl uzak durulur


Kanserden nasıl uzak durulur?Kansere yakalanmadan bir ömür geçirebilmek için bu önerilere dikkate alın...



19 Kasım 2007 10:16
--------------------------------------------------------------------------------
Fazla yağ tüketiminin yüksek kalori alımına neden olduğu için beraberinde obeziteyi getirerek obeziteye bağlı gelişen birtakım kanser türlerinin oluşma riskini artırdığına dikkat çeken Anadolu Sağlık Merkezi medikal onkoloğu Prof. Dr. Haluk Onat ile beslenme ve diyet uzmanı Çağatay Demir, ''Sağlıkta ve Kanserde Doğru Beslenme'' adıyla yazdıkları kitapta yağ ve kanser ilişkisine de vurgu yapıyorlar.

Yağlara uygulanan birtakım pişirme tekniklerinin de kanser yapıcı öğelerin oluşmasına neden olduğunu hatırlatan Prof. Dr. Onat ve Demir, özellikle yağın kızdırılarak kullanılması veya doğrudan yağda kızartmanın kanser yapıcı öğelerin ortaya çıkmasına neden olduğunu hatırlatıyor. Prof. Onat ve Demir, ''Bu nedenle günlük beslenmede yağlardan mümkün olduğunca uzak durun. Kırmızı et, tereyağı, yağlı süt ve süt ürünleri gibi doymuş yağ içeren besinlerden kısıtlı tüketmeye dikkat edin'' diyor.

Fazla kilonun yol açtığı kanserler

Kitapta, şişman veya obez bireylerde başta meme (menopoz sonrası), kolon (bağırsak), rahim, yemek borusu ve böbrek kanserinin görülme riski ideal kilodaki bireylere kıyasla daha yüksek olduğu, obezitenin, rahim ağzı, safra kesesi, lenfoma, yumurtalık, pankreas, tiroit ve prostat kanserleri riskini artırdığının bilindiği belirtiliyor. Yine yedi araştırmadan çıkarılan temel sonuca göre obez olan kadınlarda meme kanserine yakalanma riskinin yaklaşık yüzde 30 daha yüksek bulunduğuna da işaret ediliyor.

Kanserden %75 - 80 korunmak elinizde

* Günde en az beş porsiyon çeşitli renkte meyve ve sebze tüketin.

* Sağlıklı kilonuzu sürdürebilmek için kalorisi düşük yiyecek ve içecekler tercih edin.

* İşlenmiş tahıl ürünleri yerine, tam tahıllı ürünler tüketin.

* Kırmızı et tüketimini sınırlandırın, işlenmiş et ürünleri (sucuk, salam, sosis, hazır köfte vs.) tüketmeyin.

* Sigara içmeyin.

* Alkol tüketimini olabildiğince sınırlandırın.

* Sağlıklı kilonuzu hayatınız boyunca sürdürün.

* Haftada beş gün en az 30 dakika orta derecede fiziksel aktivite yapın.

* Günlük yağ alımınızı azaltmak için;

* Güne kahvaltıyla başlayın ama kahvaltıda yağ yeme alışkanlığınız varsa bundan vazgeçin.

* Etli sebze yemeklerinize ayrıca yaÇ eklemeyin, et yeterince yağ içerir.

* Süt, yoğurt, peynirin yağsız olanlarını tercih edin.

* Salataya eklediğiniz yağı sınırlandırın, yemeklerde sıvı yağ kullanın.

* Yağda kızarmış yiyecekleri kesinlikle tüketmeyin.

* Süt ve yoğurdun kaymağını yemeyin.

* Et sularıyla yemek yapacağınız zaman, et suyunu dolapta soğutun ve üzerindeki yağ tabakasını attıktan sonra yemeğinizi yapın.

Milliyet

Dikkat! Bilgisayar sağlık bozuyor


Dikkat! Bilgisayar sağlık bozuyorBilgisayar kullanıcılarının büyük sağlık sorunlarıyla karşı karşıya olduğu ortaya çıktı.



19 Kasım 2007 10:31
--------------------------------------------------------------------------------

Karadeniz Teknik Üniversitesi (KTÜ) Tıp Fakültesi Fizik Tedavi Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Mustafa Güler, AA muhabirine yaptığı açıklamada, bilgisayar kullanıcılarını uzun bir zaman sonra bekleyen tehlikeler bulunduğunu belirterek, zaman içinde bilgisayarın sağlık düşmanı olabileceğini söyledi.

Çok gelişmiş bir araç olmasına karşın bilgisayarın pek çok zaman sağlığa zararlı olduğuna dikkati çeken Güler, şöyle devam etti:

"Bilgisayara veriler klavye ve fare kullanılarak girilir. Çalışma sonuçlarını görmek için sürekli olarak monitöre bakmak gerekir. Üstelik bunları yaparken saatlerce bilgisayar karşısında hareketsiz oturmanız gerekebilir. Böyle olunca bilgisayar kullanırken sağlığınızı korumak için bazı konulara dikkat etmelisiniz. Bazı bilgisayar kullanıcıları yemeği bile unutabilirler. Dünyanın en güzel bilgisayarı sizin olabilir ama doğru şeyleri yapmazsanız en sıradan ve can sıkıcı hastalıklara sahip olabilirsiniz."

Bilgisayar karşısında doğru oturma biçimi

Prof. Dr. Güler, bilgisayar kullanırken ilk olarak oturulan koltuğun doğru seçilmesi gerektiğini vurgulayarak, şunları söyledi:

"Yüksekliği ayarlı, sırt için desteği olan yumuşak minderli ve dayanıklı bir koltuk almalısınız. Sert ve ayarlı olmayan bir koltukta uzun süre oturmak şiddetli bel ve boyun ağrılarına neden olabilir.

Koltuk seçiminden sonra eğer yoksa bir bilgisayar masası almalısınız.

Normal çalışma masaları çoğu zaman bilgisayarlar için kullanışlı değildir. Örneğin bilgisayar monitörünün gözünüzden biraz aşağıda ve tam karşınızda bulunması gereklidir. Ayrıca klavyenin, dik oturduğunuz zaman kollarınız dirsekten 90 derece kıvrıkken ellerinizle aynı hizada ve tam karşınızda olması gereklidir." Bilgisayar kullanırken gereken fare, telefon, printer ve diğer araçların da masa üzerinde kolayca ulaşabilecek yerlerde olması gerektiğini dile getiren Güler, "Bilgisayar kullanırken sık olarak yazı okumanız gerekirse yazıları bir askı ile tam önünüze koyup monitörü biraz yana almalısınız. Monitörünüzün pencereden veya diğer ışık kaynaklarından uzak olması gereklidir. Ayrıca monitörünüzün rezolüsyonunu yazıların kolayca okunacağı bir ayara ve yenileme hızını titreşme olmayacak bir hıza ayarlanması gereklidir" dedi.

Bilek, diz ve dirsek kireçlemesi

Prof. Dr. Güler, parmak, el bileği ve dirseğin bilgisayar kullanırken yaptığı küçük ve tekrarlayıcı hareketlerin özellikle el bileği hizasında bozukluklara neden olabileceğini kaydederek, "Bu hastalık da el bileği içinden geçen sinir ve tendon denilen kasların kemiğe yapıştığı dokular zedelenip sıkışır. Bu durumda elde uyuşukluk ve ağrı, başparmak hareketlerinde ve el sıkma gücünde azalma ortaya çıkar, el becerisi bozulur. Bu rahatsızlığın tedavisi için bir ortopedi uzmanına danışmalısınız" diye konuştu.

Göz bozuklukları

Uzun süre bilgisayar karşısında çalışmanın gözlerde de bazı rahatsızlıklara neden olabildiğine işaret eden Prof. Dr. Güler, şunları kaydetti:

"Böyle durumlarda en sıklıkla göz çevresi ve başta ağrı, gözlerde yorgunluk hissi, yanma, batma ve kızarıklık görülebilir. Yakınmalar daha çok günde 4-6 saatten fazla bilgisayar karşısında çalışan, özellikle gözlerinde miyop veya astigmatizm kusurları olan kişilerde sık görülür.

Bilgisayarla çalışmanın gözlerde kalıcı bir etkiye neden olmadığı bilinmektedir. Fakat gündelik yaşamda pek sorun oluşturmayan astigmatizm gibi kusurlar bilgisayar karşısında rahatsızlıklara neden olabilir.

Yanma, batma, kızarıklık, sulanma gibi yakınmalar monitöre bakarak çalışan kişilerde göz kırpma sayısındaki belirgin azalmaya bağlı olabilir." Ekranın gözlerden 50-70 santimetre uzakta ve göz hizasından biraz aşağıda bulunmasının yorgunluk yakınmalarının azalmasını sağlayabileceğini ifade eden Güler, "Gözle ilgili yakınmaların azaltılabilmesi için öncelikle iyi bir göz muayenesi yapılmalıdır.

Ayrıca çalışma sırasında sık ara vermek ve aralarda örneğin pencereden uzak nesnelere bakmak göz sağlığı açısından önemlidir" dedi.

Bel, baş ve boyun ağrıları

Tıp Fakültesi Fizik Tedavi Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Güler, bel, baş ve boyun ağrıları, omuz ve boyun tutulması, boyun ve belde disk zorlanmaları, sırt bölgesinde şekil bozuklukları, eğilmeler, osteoporoz gibi bölgelerde ağrıların oldukça sık görülen rahatsızlıklar olduğunu belirterek, şunları söyledi:

"Hatta iş güç kaybına ve sağlık hizmeti alma açısından şirketlere ve devletlere oldukça büyük yük getirmektedir. Bunların bilgisayar kullanımı ile ilgili olarak sıklıkla uzun süre hareketsiz kalma, stres, uygun olmayan duruş biçimi gibi nedenlerle ortaya çıkarlar. Kas, kemik, sinir ve damarların aşırı gerilme ve uygun olmayan duruş biçimlerine bağlı olarak şekil bozuklukları bu tip hastalıkları yaratabilir. Bu rahatsızlıklar olduğu zaman ihmal etmeden öncelikle bir ortopedi uzmanına muayene olmalısınız."

Bilgisayar kullanırken yapmanız gerekenler

Prof. Dr. Güler, bilgisayar kullanılırken, bazı hareketlere dikkat edilmesi gerektiğini vurgulayarak, "Bilgisayar karşısında dik olarak oturun. Yazı yazarken klavyedeki tuşlara fazla güçlü olmayan bir biçimde dokunun. Fareyi yumuşak bir biçimde tutun. Kollarınızı ve parmaklarınızı yazma işlemi yapmadığınız zaman dinlendirin. Uzun süreler çalışmayın ve sık sık aralar verin. Çalışma sürenizi planlayın. Her gün belli sürelerle çalışın ve ara verin" diye konuştu.

Uzun süre aynı pozisyonda oturulmaması gerektiğini dile getiren Güler, şunları söyledi:

"Oturduğunuz sandalyenin arkası belinizi destekleyecek şekilde olmalı, bilgisayarınız göz hizasında olmalı, bileğinizi olabildiğince düz bir şekilde tutun. Ayağa kalkın ve sağ elinizle sol omzunuzu sol elinizle sağ omuzunuzu kavrayın. Başınızı kolunuzun aksi yönünde çevirebildiğiniz kadar hareket ettirin. Başlangıçta kendinizi zorlamayın. Gün geçtikçe ve boyun kaslarınız güçlendikçe zaten hareket mesafesi artacaktır.

Boynunuzu beşer kez sağa sola öne ve arkaya doğru hareket ettirin. Her iki omuz, dirsek ve el bileği eklemlerini ve parmakları 2-3 saat arayla hareket ettiriniz, açıp kapatın. Oturduğunuz yerden kalkarak ayakta durunuz ve dizlerinizi kırmadan parmaklarınız yere değecek şekilde öne eğilin. Ayrıca sağa sola ve arkaya belden eğilmeye çalışın. Oturduğunuz yerde derin nefes alıp verin. Bu hem gerginliğinizi azaltır, hem de kaslarınızı gevşetir."

Kolestrolünüze dikkat edin


Kolestrolünüze dikkat edinDünyada en çok satılan ilacın kolesterol düzenleyici olduğunu biliyor muydunuz?



19 Kasım 2007 11:02
--------------------------------------------------------------------------------
Kolesterol aldığımız besinlerle, genetik faktörlere ve yaşam tarzına bağlıdır. Görüldüğü gibi genetik dışındaki faktörler kişinin elindedir. Kolesterolün sık rastlanan sağlık sorunlarından biri olmasında, giderek artan hazır gıda, fast food, bisküvi, çikolata, şekerli gıda tüketimi önemli rol oynar. Kolesterol düzeyini düşürmek için ilaç ve/ veya beslenme düzenlemesine ihtiyaç vardır.

Sıklıkla yapılan hata insanların beslenme düzenlemesine gitmeksizin, doğrudan ilaç tedavisine başlamalarıdır.

Bu kolay yoldur ama en doğru yol olduğu tartışılır. İlaç ile yapılan düzenleme sonuçta diyetin alternatifi değil ancak tamamlayıcısı olabilir. Beslenme düzenlemesi olmadan sadece ilaç alımı bir süre kolesterol seviyesini düzenleyebilir, orta vadede mutlaka ek tedavi gerektirir.

Kolesterol seviyesini düşürmenin anahtarı yüksek lif tüketmektir.
Beslenmemizdeki lif oranını arttırarak kolesterol emilimini düşürüp, yıkımını hızlandırmak mümkündür.
Lif oranı yüksek gıdalar; entegral ekmek, makarna ve buğday ürünleri, sebze ve meyveler, kuru baklagiller olarak özetlenebilir. Özellikle baklagillerin ( mercimek, nohut, kurufasulye, bezelye, barbunya) içindeki bazı maddeler kolesterol karşıtı çalışırlar ve hızla kolesterol seviyesini düşürürler.

Sportif aktivite ve egzersiz iyi kolesterol olarak bilinen HDL nin yükselmesine yardımcı olur.

Kadınlarda menapoz sonrası iyi kolesterol hormonal sebeplerle hızla düşmeye başlar, bu da kalp krizi riskini arttırır.

Bitkisel ve hayvansal Omega 3 tüketimi kolesterol seviyesinin düşmesine yardımcıdır fakat tek başına yeterli değildir.

Bir başka faktör yemeklerin hazırlanış şeklidir
Sadece bitkisel yağların tüketilmesi (özellikle zeytinyağı), kızartmalardan uzak durulması, yemeklere yağın yemek piştikten sonra eklenmesi, buğulama fırın ve haşlamanın tercih edilmesi gerekir.

Tekli (zeytinyağı, badem, ceviz, avokado, fındık) ve çoklu doymamış yağ asitleri (mısır soya, balık, ayçiçeği) ile doymuş (hayvansal yağlar, süt ve süt ürünleri, çikolata) ve trans yağlar (margarin, fast food, bisküvi, şekerleme) tüketimi, dışardan alınan kolesterol miktarını kontrol için ana kriteri teşkil eder. Tekli ve çoklu doymamış yağlar kolesterol seviyesini olumlu yönde etkiler. Trans ve doymuş yağlar ise olumsuz etkiler ve kolesterolü yükseltir.

Besinlerdeki gizli kolesterol süt ürünleri, hazır gıdalar ve bisküvi ve türevlerinde saklıdır. Sadece kırmızı eti keserek çözüme ulaşmak mümkün değildir.

KAHVALTIDA:

Peynir tercihleri her zaman az yağlı olanlardan yana yapılmalıdır. Lor peyniri ve keçi peyniri doğru tercihlerdir.
Şarküteri tutkunu iseniz, vazgeçemiyorsanız, en masumları hindi füme ve rozbif denebilir.
Sucuk, salam, sosis ve benzerlerinden ise kesinlikle uzak durmanız gerekir.

BALIKÇIDA:

Ayrıca deniz ürünleri de; karides, kalamar, böcek yoğun kolesterol kaynaklarıdır. Sağlıklı yemek için gittiğiniz balıkçıda bunlara dikkat etmek gerekir.
Balık tercihinizi de büyük balıklardan ızgara olarak yapmanız tavsiye edilir.

KEBAPÇIDA:

Kebap yerine; terbiyeli dana şiş, tavuk şiş, tavuk göğüs ızgara gibi tercihler daha doğru olur. Tavuk derisi de en az kuzu eti kadar sakıncalıdır ve yenmemelidir. Burada gözden kaçanlar genellikle tulum peynir ve süzme yoğurttur.

KAFEDE:

Karışık soslardan özellikle mayonezden sakınmak gerekir. Yağ, balzamik ve limon dışında sos kullanmamanız doğru olur.
Yemek tercihlerinde balıklı, tavuklu salatalar en iyi tercihlerdir.
Makarna için sebze veya domates sosluları tüketmeniz tavsiye edilir.

KOLESTEROL DİYETİ:

Haftada en az 2 öğün baklagil (mümkünse etsiz).
Her gün 2 porsiyon meyve ve 2 porsiyon sebze ve aralarda 5-10 adet fındık, ceviz veya badem.
Diğer çerezler, cipsler ve tatlılardan uzak durulacak.

Sonuç olarak kolesterol yüksekliği veya normalliği öncelikle beslenmeyle kontrol edilebilir ve bu kesinlikle elimizdedir.


NTV

Yemekte konuşmak gaz yapıyor !Trakya Üniversitesi'nde yapılan araştırma yemekte çok konuşmanın gaz yaptığını ortaya çıkardı..

Yemekte konuşmak gaz yapıyor !Trakya Üniversitesi'nde yapılan araştırma yemekte çok konuşmanın gaz yaptığını ortaya çıkardı..



19 Kasım 2007 11:36
--------------------------------------------------------------------------------
Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Faruk Yorulmaz, "Yemeği acele ve hızlı yemek, yemek sırasında çok konuşmak, daha fazla hava yutulmasına yol açar. Bu da kişide gaz sorununa neden olur" dedi.

Prof. Dr. Yorulmaz, mide bağırsak gazının, herkesin her zaman yaşadığı ve toplumda en sık rastlanan şikayetlerden biri olduğunu söyledi.

Aslında her sağlıklı midenin içinde üst kısmında hava olduğunu ifade eden Prof. Dr. Yorulmaz, gazın, yenen gıdaların sindirilemeyen kısımlarının kalın bağırsaktaki mikroplar tarafından parçalanması sırasında ortaya çıktığını söyledi.

Özellikle fazla yenen ağır bir yemekten sonra görülen ve çok önemsenmeyen gaz sorununun kullanılan bir ilacın yan etkisi ya da şeker hastalığı da içinde olmak üzere pek çok nedeni olabildiğini ifade eden Prof. Dr. Faruk Yorulmaz, şunları kaydetti:

"En sık neden, beslenme sorunlarıdır. Yemeği acele ve hızlı yemek, yemek sırasında çok konuşmak, daha fazla hava yutulmasına yol açar. Bu da kişide gaz sorununa neden olur. Ayrıca öğün atlama ve diğer öğünde fazla yemek yeme, liften fakir beslenme, gıda alerjisi, sigara ve alkol kullanımı, hareketsiz hayat da gazın oluşmasında rol oynamakta. Kadınların adet dönemleri ve gebelik, mide çıkışını daraltan sorunlar, midenin sarkması, mide fıtığı, midenin fazla genişlemiş olması, sindirim salgılarının yetersizliği, mide barsak enfeksiyonları, bağırsakların gıdalara hassas olması, ülser, reflü gibi hastalıklara bağlı olarak da bu sorun ortaya çıkabilir.

Şeker hastalığı da midenin boşalmasında gecikme gibi sorunlara neden olarak şişkinliğe neden olur. Bazı ishal ilaçları gibi mide ve barsak hareketlerini etkileyen ilaçlar da bu soruna yol açabilir. Stres, üzüntü gibi psikolojik faktörler de gaz sorununa neden olabilmektedir. Bunların yanında üşüme tüm vücudu etkilediği gibi bağırsakları da etkiler ve gaza neden olabilir. Sıkı giysiler de karın içindeki basıncı artırarak karında gaz ve gerginliğe neden olmaktadır. "

Prof. Dr. Faruk Yorulmaz, kola, kebap, hamburger gibi yağlı gıdalar ve soğan, lahana, baklagiller, bezelye, mercimek, lahana, turp, soğan, brokoli, lahana, karnabahar, lahana turşusu, kayısı, muz, erik ve erik suyu, üzüm, tam tahıllı buğday ekmeği ve kepekli tahıllar, süt gibi sindirimi güç gıdaların daha fazla gaza neden olduğunu bildirdi.

Şişkinlik şikayetiyle başvuran hastaların çoğunun fazla kilolu olduğunu ve zayıfladıklarında çoğunlukla bu şikayetlerinin kaybolduğunu belirten Prof. Dr. Yorulmaz, gaz şikayeti olanların sağlıklı beslenme alışkanlığı kazanması gerektiğini kaydetti.

Sinsi hastalık böbrek yetmezliği



Sinsi hastalık böbrek yetmezliği
Böbreklerdeki hastalıkların genellikle sinsi geliştiğini söyleyen uzmanlar uyarıyor.19 Kasım 2007 16:46
Aynı zamanda Türk Nefroloji Derneği ve Avrupa Nefroloji Derneği Yönetim Kurulu Üyesi olan Prof. Dr. Cengiz Utaş, “Türkiye’de, eğer tedavi edilmezse yaşaması mümkün olmayan böbrek hastası sayısı 38 bin” dedi. Türk Nefroloji Derneği tarafından düzenlenen birlikte düzenlenen, 24. Ulusal Nefroloji, Hipertansiyon, Diyaliz ve Transplantasyon Kongresi ile 17. Ulusal Böbrek Hastalıkları, Diyaliz ve Transplantasyon Hemşireliği Kongresi ve 9. Uluslararası Geriatrik Nefroloji ve Üroloji Konferansı, Antalya’nın Kemer ilçesinde devam ediyor. Organizasyona, aralarında dahiliye uzmanları, hemşireler, nefrologlar, yabancı katılımcılar ve pratisyen hekimlerin bulunduğu yaklaşık 2 bin 400 sağlık çalışanı katıldı. Türk Nefroloji Derneği ve Avrupa Nefroloji Derneği Yönetim Kurulu Üyesi ve Erciyes Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Cengiz Utaş, böbrek hastalıklarındaki gelişmeler, diyaliz tedavileri, hipertansiyon ve böbrek nakli konularının ele alındığı organizasyonun başarılı geçtiğini ifade etti. Türkiye’deki hastaların giderek bilinçlendiğini belirten Prof. Dr. Utaş, hastaların önceden, hastalık aşaması böbrek yetmezliğine geldiğinde öldüklerini, çünkü önceleri böbreğin yerine geçecek tedavileri uygulamanın çok zor olduğunu ifade etti. “HASTA SAYISI 2010’DA İKİ KATINA ÇIKACAK” Böbrek tedavisinin eskiden çok masraflı olduğunu, hastaların diyaliz ünitelerinde yer bulamadıklarını anlatan Utaş, şu anda Türkiye’de 700 civarında diyaliz merkezi bulunduğunu, bazı hastaların evlerinde kendi kendilerine tedavi uygulayabildiklerini, hastaların bilinç düzeyinin de giderek arttığını söyledi. Buna rağmen, böbrek hastası sayısının giderek arttığına değinen Prof. Dr. Utaş, şu bilgileri verdi: “Milyon kişi başına düşen hasta sayısı Türkiye’de 2006 yılının sonunda 525’lere ulaştı. 2010 yılında bugünkü hasta sayısının iki misline ulaşılacağı tahmin ediliyor. Dolayısıyla, koruyucu sağlık daha da ön plana çıkıyor. Çünkü bu hastaların hepsi, hem sosyal hem klinik hem de ekonomik yönden sorunlar yaşıyorlar. Devlet bu tedavilerin önemli bir kısmını üstlendiği için bu paraların çoğu toplumun cebinden çıkıyor. Bu nedenle öncelikle koruyucu tedaviye yönelmemiz gerek. Uzun yıllar şeker hastalığı ve tansiyon kontrol altında tutulursa, böbrek hastalığı geçirme riski en aza iner.” “SİNSİ BİR HASTALIK” Ülkeler geliştikçe insan ömrünün uzadığını, bu nedenle de yaşlılıkta böbrek hastalığı gelişme riskinin arttığını kaydeden Prof. Dr. Utaş, en önemli risk faktörleri ise özellikle 40 yaşın üstündeki insanlarda hipertansiyon ve şeker hastalığı olduğunun altını çizdi. Prof. Dr. Utaş, şöyle devam etti: “Türkiye’de eğer tedavi edilmezse yaşaması mümkün olmayan böbrek hastası sayısı 38 bin. 4 bin civarında da böbrek nakli yapılmış ve yaşayan hastamız var. Böbrek yetmezliği aşamasına gelmiş yaklaşık 40 bin hasta var. Ama daha önemlisi, bu aşamaya gelmesi muhtemel olan çok sayıda hasta var. Bunun en büyük nedeni ise böbrek hastalığının özelliği. Kalbimizi hissedebiliyoruz, atışını duyuyoruz, teklediğini, ağrıdığını anlayabiliyoruz. Birçok organımızın farkındayız, ama böbreklerimizin farkında değiliz. Çünkü böbreklerdeki hastalıklar genellikle sinsi gelişir, çok önemli belirti vermezler. O nedenle yıllarca böbrek hastası olduğunu bilmeden yaşayan hastalarımız olur. Ve yaşayamayacak duruma gelince doktora giderler. Tansiyon için de aynı durum geçerli. Tansiyon hiç ölçtürülmezse, insanlar tansiyonlarının farkında olmazlar. Burada, insanların kontrole gitmesi çok önemlidir. Her insan, özellikle de 40 yaşından sonra senede bir kez idrar tahlili yaptırmalıdır. Basit bir idrar tahlili ile birçok gizlenmiş hastalık ortaya çıkabilir.” YILDA BİR KEZ İDRAR TAHLİLİ Çoğu böbrek hastasında hastalık ilerleyinceye kadar hiç bir belirti görülmediğine de işaret eden Prof. Dr. Cengiz Utaş, ancak idrarın renginde bir değişiklik varsa, idrar bulanıksa, hasta normalden çok veya az idrara çıkıyorsa, gece uykudan uyanıp idrara çıkıyorsa mutlaka hekime başvurması gerektiğini belirtti. Halsizlik, yorgunluk, bacaklarda başlayan şişlik, göz kapaklarının altında şişlik, iştahsızlığın da böbrek hastalığının belirtileri arasında olduğunu anlatan Prof. Dr. Utaş, “Günlük en az 1,5 litre su tüketilmelidir. Mümkün olduğu kadar tuzlu yiyeceklerden kaçınmak gerekir. Bir insan, sıfır tuzla bile yaşayabilir. Fast-food tarzı beslenme, çok ciddi anlamda tuz içeriyor. Obeziteye yol açıyor. Bu da böbreği etkileyebiliyor ve birçok hastalığa yol açabiliyor” dedi. NTV